Yaklaşık beş yıl önce
Belçika’da otistik bir çocuk toplumun baskısına dayanamaz ve intihar eder. Bu
olaydan çok etkilenen Nic Balthazar’da bu hikayeyi beyazperdeye taşımaya karar
verir. Ben X, yönetmenin ve Ben’i canlandıran başrol oyuncusu Greg Timmermans’ın
ilk sinema deneyimi olmasına karşın, ikili bu işin altından başarıyla kalkıyor.
Bunda kuşkusuz yönetmen Balthazar’ın, Ben X’i sinemaya uyarlamadan önce
kafasındaki hikayeyi çeşitli formlarda yeniden yaratması etkili olmuş.
Hikayeden etkilenen yönetmen, önce hikayeyle ilgili bir kitap yazmış, daha
sonra da bu kitabı tiyatro oyununa dönüştürmüş. Tiyatro oyununda da filmde
kullanılan belgesel görüntülere yer veren yönetmen, zamanı geldiğini düşündüğünde
de kendi eserini bilgisayar oyunundaki yapıya uygun bir biçimde sinemaya
uyarlamış. Bilindik teması ve basit olay örgüsüne karşın, Ben X hem derin
anlamlar taşıyan hem de sinemaya getirdiği yenilikçi anlatım formuyla da dikkat
çeken bir çalışma.
Ben, Aspergas sendromuna
yakalanan sıradan bir otistik genç. Sinemada daha önce pek çok örneğini
gördüğümüz gibi, çoğu insanın zihninde tasavvur edemeyeceği şeyleri
gerçekleştirebilen, insan beyninin pek çok fonksiyonunu normal birinden daha
iyi kullanabilen, detaylara verdiği önemle şaşırtıcı sonuçlara ulaşabilen bu
gençlerin en büyük problemi ise topluma uyum sağlayamamak. Her şeyi detaylar
bazında değerlendiren ve bu değerlendirdikleri şeyleri parçalara bölmede
oldukça başarılı olan bu gençlerin, geneli algılama seviyeleri ise tam tersi
şekilde başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bu gençler tek tek olayların parçalarını
değerlendirebilirken, iş genel çerçeveye bakmaya ve geneli görmeye gelince
başarısızlığa uğruyorlar. Çünkü kendilerini baskı altında hissediyorlar. Sessiz
oldukları için sağır zannedilen, kimseye doğrudan bakmadıkları için kör
oldukları düşünülen, kimseyle konuşmadıkları için dilsiz farz edilen bu
çocuklar, aslında bütün duyu organlarını normal bir insanın kullandığınından
daha iyi kullanıyor. Her şeyi algılıyorlar,
ama kendi içlerindeki dünyada yaşamayı tercih ediyorlar. Onların kendi
içlerinde kurdukları dünyada dış dünyadaki gibi bir baskı yok. O özel dünyada
topluma ayak uydurmaları istenmiyor, insanların saygı duyacağı biri olmaları
gerekmiyor, her şeyi dar çerçeveden değerlendirmeleri ve yerleşik kurallara
uymaları beklenmiyor. Onlar zaten kendi dünyalarında mutlular, sorun bizim
onları algılayış tarzımızda başlıyor.
Otistik insanların aslında en
büyük problemi, topluma ayak uyduramamalarından çok, toplumu oluşturan
bireylerin onlara gereken müsamahayı göstermemesinden kaynaklanıyor. Toplumsal
baskı hayatın her alanında kendini gösteriyor ve insanları tekeli altına almaya
çalışıyor. Kendi gibi olmayanları dışlayan, dünyaya bir at gözlüğü takmışçasına
bakan, farklılıklara saygısı olmayan ve her şeyden önemlisi eylemlerinin
ileride ne sonuçlar doğuracağına aldırmayan kalabalıkları içinde eriten toplum,
aslında Ben ve onun gibiler için en büyük problemi oluşturuyor. Bu noktada Ben,
oynadığı frp tarzı Archlord oyunuyla kendi iç dünyası ve dışarıdaki gerçek
dünya arasında bir bağ kurarak, bu bağ üzerinden toplumsal hayata kendini uyumlandırmaya
çalışıyor. Gittiği yolları oyuna göre tasarlıyor, karşılaştığı insanların
karakterlerini oyundaki yaratıklarla özdeşleştiriyor, içine düştüğü durumlarda
vereceği tepkileri ve izleyeceği stratejileri hep bu oyunu düşünerek kuruyor.
Bu, şüphesiz bir otistik çocuk için büyük bir çaba ve filmin bu aşamasında
bilgisayar oyunlarında ve genel olarak sanal ortamda yaratılan sözde
sosyalliğin gerçek hayata etkilerini de gösteriyor. Belki “normal” biri için
internetin ve bu tarz oyunların dışarıda yaşanan hayata doğrudan bir etkisi
olmuyor. Sanal olan sanalda kalıyor. Ama bir yönüyle de Ben gibi topluma ayak
uydurmakta zorlanan gençler için hiç değilse deneysel bir alan yaratıyor. Bu
deneysel alan sayesinde nasıl hareket edeceğini ve ne gibi stratejiler izlemesi
gerektiğini yine kendi becerileriyle öğrenen bireyler, bir anlamda hiç kimsenin
kendilerine anlatmadığı bir şey hakkında da dolaylı da olsa bilgi edinmiş
oluyor. Ben filmin bir sahnesinde, herkesin yanlış yaptığı şeylerden dolayı onu
azarladığını, ama kimsenin nasıl doğru yapacağı konusunda ona yol
göstermediğini söylüyordu. Sanal dünyada yaratılan etkileşimde onlara bu yolu
göstermede bir olanak sağlıyor. Bu olanağı bir fırsat olarak değerlendirmekse,
tabii yine kendi becerilerine ve cesaretlerine kalıyor.
Gerçekten yaşanmış bir olaydan
esinlenerek yazılan kitaptan uyarlanan Ben X, gerçekle kurguyu da çok dengeli
bir biçimde birleştiriyor. Özellikle Ben’in yakın çevresiyle yapılan
röportajlar ve Ben’in okulda maruz kaldığı aşağılanmalar ve hakaretler
hikayenin gerçek yanını oluştururken, filmin kilisede geçen şaşırtıcı finali
ise yönetmenin yaşanan trajediye karşı bir nevi tepkisi olarak görülebilir.
Keşke bu filme konu olan gencin sonu da böyle olsaymış derken, yönetmen bu
finaliyle de izleyicilerle Ben karakteri arasında bir empati kurdurmaya
çalışıyor. Kilise gibi toplumun her kesiminden insanın toplandığı ve Tanrı
karşısında herkesin eşit olduğu mesajının verildiği bir ortamda bu empatinin
kurulması ise, aslında hem kendinden farklı olanları dışlayan topluma yönelik
bir mesaj hem de bireysel olarak insanların günahlarını yüzlerine çarpan bir
tokat. Biz farklı olanları ötekileştirdikçe onları kendi iç dünyalarında da
huzursuz ettiğimizin farkına varmıyoruz ve sonuçlar çoğu zaman yeni felaketleri
beraberinde getiriyor. Bilgisayar oyunlarındaki karakterler birçok defa ölüp
yeniden dirilebiliyor, oysa bu gençlerin gerçek hayatta böyle bir şansları olmuyor.
Giden gidiyor, geriye kalanlarsa günahlarımızdan başka bir şey değil. Yönetmen
Nic Balthazar çok başarılı bir film kotarmış. Hem yazmış hem yönetmiş hem
toplumsal mesaj vermiş hem de yeni anlatım teknikleriyle hikayesine
farklılıklar katmış. Fakat hepsinden önemlisi, Ben ve Ben gibi olanlarla toplum
arasında bir köprü oluşturulmasına zemin hazırlamış. Empati gibi sihirli bir
sözcüğü vurgulayarak, karşılıklı çabanın sonuç vereceğini hatırlatmış. Yürek
burkan bir hikayeden nasiplenme yoluna sapmadan, zor olanı denemiş ve bunu
yaparken de hikayesini değişik formlara uyarlamayı ihmal etmemiş. Filmde
konuşan öğretmen gibi yaşanılan bu trajediyi sıradan bir şey gibi görerek,
sinik bir birey olmayı reddererek nasıl bu hikayeyi daha etkili bir biçimde
insanlara anlatabilirimin hesabını yapmış. Ben X gerçekten izlenmesi ve üzerine
düşünülmesi gereken filmlerden biri. Sinemaya anlatım olarak kattıklarına
rağmen, sinema salonundan çok öteye taşan, insanların yüreklerinde de iz
bırakacak türden bir hikaye.
Yazan : BuRnOut